Araç çubuğuna atla

OSMANLI’DA GAYRİMÜSLİM

 Gayr-i Müslimlerin Durumu
  
 Osmanlı biraz önce ifade ettiğim gibi çok erken dönemden itibaren gayri müslim unsurları –bunların da oranları hayli yüksektir- bünyesinde taşımıştır. İstanbul’un fethinden sonra bu yoğunluk daha fazla artmıştır. Yani dönemlere göre farklılık var ama mesela gayri müslimlerin Osmanlılardaki oranı bir çok dönemde üçte birden daha fazladır. İşte Osmanlı burada, farklı kültür ve dinden, inançtan insanlara davranışıyla da Pax Ottomana’nın, Osmanlı sulhunun hayata geçirilmesinde çok etkin bir rol oynamıştır. Şimdi biraz önce söyledim. Gerçekten Osmanlıların Balkanlara yayılışı kolay olmuştur. Balkanlarda Osmanlı yönetimine karşı -bu son aşırı milliyetçilik hareketlerinin, ulus devletlerinin ortaya çıktığı dönemleri istisna edecek olursak- gayrı müslim unsurlar uzun asırlar hiç bir isyan hareketinde bulunmamışlardır. Çünkü gerçekten iyi bir yönetim altında yaşamışlar ve haksızlıklara karşı korunmuşlardır. Mesela gayri Müslimlere din ve vicdan hürriyeti sağlanmıştır. İstanbul’un fethiyle, Fatih’in Rum patriği tayin ettiği bir genelgesi var. Tabii Fatih İstanbul’u feth ettiğinde çok akıllı bir politika olarak Ortodoksların Katoliklerle birleşmesini engellemiştir. Tabiatıyla onlara hoş görülü davranmıştır. İstanbul’daki mallarını mülklerini korumaları için imkân tanımıştır ve inançlarını muhafaza etmelerinin -yani istediği gibi inanırlar, inandığı gibi yaşarlar, nesillerine öğretirler ve istiyorlarsa belli alanda kendi hukuklarına tabii olma hakkını tanımıştır- önünü açmıştır. Bu sayededir ki Osmanlı yönetimi altında bulunan gayri Müslimler başka topraklara göç etme lüzumu hissetmemişlerdir. Bu nokta önemlidir. Mesela Yahudi haham başı olarak tayin ettiği Moise Kapsali ve başka hahamların o sırada Avrupa’da çeşitli sıkıntılara maruz kalan Yahudilere gönderdikleri mektupları biz gördük.
   Özellikle ispanya’da Endülüs hâkimiyeti sona erdiği zaman sadece Müslümanlar değil Yahudiler de eziyet görmüşlerdir. Bunlar Fatih döneminde, ondan sonraki ikinci Beyazıt döneminde çok yoğun bir biçimde Osmanlı topraklarına göç etmişler ve gerçekten Osmanlı sulhundan yararlanmışlardır.

   Şimdi bir berat verildiği biliniyor -tarihi kayıtlarda böyle bilgiler var- ama o beratı yani Ortodoks Rum patrikhanesinin yetkilerine, sahip olduğu hürriyete dair bir berat verdiği tarihi belgelerde zikr ediliyor- ama onun metni bugüne kadar gelmiş değil, ama çok da önemli değil. Niye? Galata Cenevizlerine Fatih’in verdiği berat var. Orda açık bir biçimde kimsenin zorla Müslüman yapılmayacağı, kiliselerin camiye çevrilmeyeceği, ayinlerine ibadetlerine karışılmayacağı belirtilmektedir. Metropolitlik beratı var, bu metropolitlik beratında da Hıristiyan din adamlarının İstanbul’un fethinden önce Bizans döneminde hangi hak ve imtiyazlara sahipseler aynı imtiyazları koruyacaklarını belirtmektedir. Bir yabancı tarihçi demektedir ki; “Fatih’in metropolitlere tanıdığı hak ve imtiyazlar Bizans imparatorlarının tanıdığından daha az değildir.” Bu sebeple de gayri müslimler gerçekten Osmanlı tarihi boyunca inançlarını muhafaza etmişlerdir, dillerini muhafaza etmişlerdir, kültürlerini muhafaza etmişlerdir. Şimdi hakikaten zaman zaman zihnimizde dolaşır, -telaffuz edenlerimiz var- keşke Osmanlı bir asimilasyon programı izleseydi de şu 400 sene çok fazlasıyla yeterdi, Üsküp mesela 400 sene Osmanlı yönetiminde kalmıştır, Balkanlarda hiç bir problem yaşamazdık. Onların hepsi Türkçe konuşurdu. Bugün hepsi Müslüman olurdu- telaffuz ederiz ama Osmanlı, gerçekten İslam da böyle bir şeyi talep etmemektedir, böyle bir politika izlememiştir. Bir arkadaşım bir toplantıda; “O zaman Yugoslavya vardı. Ben Yugoslavca konuşuyordum” diyor. Bir Rus geldi, biraz latife yollu kızdırmak için; “Niye hala Osmanlılarla konuşuyorsun bu adamlar sizi sömürdüler asırlarca dedim” diyor. Yugoslav dedi ki diyor; “İyi ki onlar sömürdü, siz sömürseydiniz şimdi Rusça konuşuyor olacaktık.” Cezayir de enteresan bir durum var. Bir Cezayirli Necip Fazıl’a “Siz Osmanlılar bizi sömürdünüz” diyor. Üstad ona cevaben diyor ki; “Eğer Osmanlılar sizi sömürmüş olsaydı, sen bu cümleyi bana Fransızca değil Türkçe kuruyor olacaktın.” Son derece önemli. 400 sene…

    Balkanlardan çekildiğimiz zaman Bulgarca konuşan Bulgarlar vardı. Sırpça konuşan Sırplar vardı. Hırvatça konuşan Hırvatlar, Arnavutça konuşan Arnavutlar vardı. Rumca konuşan Rumlar vardı. Ayrıca kendilerine ait kiliseleri vardı. Bu gerçekten bugün bile birçok milletin devletin çok konuştuğu, fakat hayata geçiremediği bir hoşgörüdür. Bir uygulama biçimidir. Yani böyle bir coğrafyada Osmanlı devletinin uzun sene problemsiz yaşamasının sırrı da buradadır. Şimdi gayri müslimlerle ilgili şöyle bir şey de var. Gayri müslimler tabiatıyla Osmanlı hukukuna tabidirler. Ancak dini kuralların ağırlıkta olduğu -bu evlenme boşanma gibi önemlidir. Bu Yahudi hukukunda da önemlidir. Yahudi hukukuna göre evlenmemiş veya boşanmamış bir insanın nesebi geçersizdir. Osmanlı mahkemelerinde boşanmak hiç bir şey ifade etmez bir Yahudi için. Yahudiler için aynı şey, katolikler için de geçerlidir- alanlarda Osmanlılar daha önceki İslam devletlerine bakarak gayri Müslimlere kendi mahkemelerine gitme ve kendi hukuklarını uygulama imkanı vermiştir. Bunlara biz “cemaat mahkemesi” diyoruz. Hıristiyanlar, işte Ortodokslar, Rum patrikhanesine, Ermeni ise Ermeni Gregoryan Kilisesinde, Yahudi iseler hahambaşına başvurmakta; kilise hukunun veya Yahudi hukukunun uygulanmasını talep etme hakları vardır. Osmanlı onlara bu imkânı tanımıştır fakat enteresandır bu konuda gayri müslimler özellikle Hıristiyanlar; Yahudiler de var, zaman zaman Osmanlı mahkemesini tercih ettiklerini görüyoruz. Bunun bir kaç sebebi var. Birincisi Osmanlı mahkemesinin harçları çok daha düşük, kilisenin topladığı mahkeme harçları çok daha yüksek. Osmanlı vatandaşı, tebaası mahkemeye başvurduğu zaman, ta Yıldırım’dan itibaren davanın türüne göre bir harç öder, bu harcın miktarı da kanunnamelerde belirtilmiştir. Mesela nikah harcı 15.yüzyılda 12 akçedir.. 12 akçe ödeyeceksiniz, mahkeme ya da sizin nikahınızı kıyacak hakime… -bu zat kendisi veya mahalledeki en büyük caminin imamına nikah kıyması için izin kağıdı verecek (izinname)- bu harç, cemaat mahkemelerinde çok yüksektir.
   İslam hukukunun bazı imkânları gayri müslimler için daha avantajlıdır. Ayrıca Osmanlı mahkemelerinin adaletine daha çok güvenmektedirler. Bu sebeple gayri müslimlerin özellikle Osmanlı mahkemelerini bu konularda da tercih ettiklerini görüyoruz.

   Bugün elimizde mahkeme defterleri var. Biz şimdi İslam Araştırmaları Merkezi olarak bu mahkeme defterlerini neşretmek üzere aldık. İstanbul deyince diyar-ı selase, üç şehirden ibarettir: Üsküdar, Eyüp ve Suriçi dediğimiz Fatih semtinden ibarettir. Biz Üsküdar bir numaralı defteri neşrettik, inşallah her 10 yıldan birer defter seçerek Üsküdar’ın bir asrını neşredeceğiz. Galata, Eyüp ve sur içi İstanbul’dan da 10’ar defteri çevireceğiz. Böylece 16. asrın yarısıyla 17. asrın defterleri Osmanlı’nın bir asrını ortaya çıkacak. Gerçekten burada gayri müslimlerin bir çok davalarında, evlenme boşanma ihtilaflarında, miras konularında Osmanlı mahkemesini tercih ettiklerini görmekteyiz. Bugünki araştırmacılar da gerçekten Osmanlı yönetiminin bu başarısını Osmanlı hukukçuların bu tarafsız yönetimini, zaman zaman tespit etmektedirler. Artık kayıtlara girmiştir. Mesela yakınlarda bir kitap neşredildi. “Osmanlı yönetimi altında Rumeli” diye. Bir Bulgar tarihçi Osmanlı kadısına tabi Osmanlı yönetiminin, kamu yöneticilerin zaman zaman halka iyi muamele etmediğini belirtiyor. Fakat Osmanlı kadısını Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesine engel olmaya çalışan Bizanslı Romalı valiye benzetiyor. Osmanlı kadısı diyor; kamu yöneticilerine karşı Bulgar Hıristiyanlarını hep kollamıştır. Bir örnek vereyim. Enteresandır…

   Rumeli Beylerbeyi Faik Paşa bir Bulgar vatandaşını yargılama olmadan cezalandırmak istedi. Kadı “Ben daha yargılamadım, cezalandıramazsın” diyor. Beylerbeyi dinlemiyor, adamı idam ediyor. Sofya kadısı tedirgin oluyor. Çünkü sonradan nasıl olsa intikal eder bu, divan-ı hümayuna. O zaman kadı da hesap verir. Hemen atladığı gibi atına, soluğu İstanbul divanında alır. Faik Paşayı, Rumeli Beylerbeyini şikayet ediyor. Rumeli Beylerbeyi Osmanlı bürokrasisindeki en üst adam, onun üstünde vezirler var. Yani Rumelindeki mülki ve askeri amir…
   Beylerbeyi apar topar İstanbul’a çağrıldı, suçlu bulundu ve idam edildi. Bir Bulgar Hıristiyan köylünün hakkını yediği, ona zulmettiği için Beylerbeyi idam edildi, Sofya kadısı da terfi ettirildi. Rumeli Beylerbeyinin merkezi Filibe’dir. Filibe kadısı yaptılar.
   Söylediğim gibi 625 yılı değerlendirdiğimizde elbette hukuk uygulamakta zaman zaman problemler karşımıza çıkar. Meslektaşımız Osmanlı devletinde rüşvet, özellikle adli rüşvet 625 yıldaki arşivlere geçmiş rüşvet kayıtlarını toplayarak, Osmanlı adaletini“rüşvetçi” diye göstermiş ise de, mesela bir Yahudi tarihçi Haim Gerber buna karşı çıkmakta. Bu fevkalade yanlıştır. 625 yılda elbette onlarca rüşvet vakası bulabilirsiniz ama şikâyet defterlerine bakarsanız Osmanlı vatandaş ve tebası’nın en az şikâyet ettiği insan Osmanlı kadısıdır; rüşvet vakaları da sınırlıdır diye karşı çıkmaktadır.
   Aslında Osmanlı sulhunun gerçekleşmesinde Osmanlı yönetiminin merkezinde bulunan kadının hakikaten adalet konusunda çok dikkatli davrandığı ve bu konuda merkezi yönetimin de her zaman dikkatli olduğu görülmektedir. Yeni araştırmalar, belli ölçüde başbakanlık arşivinde çıkan kayıtlardan yapılacak istatistikle, önümüzdeki yıllarda Osmanlı sulhunun ve barışının dinamiklerini daha iyi ortaya koyacaktır. 
                        Prof. Dr. Mehmet Akif Aydın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir