MÜMİNLERİN ANNESİ HZ.HATİCE (RA)

Hatice Validemiz,
– Asr-ı saadet hanımlarından;
– İlklerin ilki olan;
– İlk mü’min;
– İlk cemaat olup, namaz kılan;
– İlk Müslüman kadın;
– Kalbi Efendimiz’in (sav) aşkı ile dolu olan;
– Mü’minlerin annesi;
– Tesellici;
– Tahir;
– Kübra;
– Hem seven hem de sevilen;
– Allah’ın (cc) selamına, Efendimiz’in övgüsüne nail olacak derecede faziletli ve şerefli olan
bir kadındı.
Hz.Hatice bint-i Huveylid hicretten 68 yıl önce, Kureyşli asil bir ailede Dünya’ya geldi. O’nun ata soyu, Peygamberimiz’in Ata soyu ile Kusayy b. Kilab’da birleşir. Anne tarafından soyu da Peygamberimiz’in baba tarafından dedesi olan Ka’b b. Lüey’de birleşir. Anne ve babası en köklü ailelere mensuptular.
Sahip olduğu bu yüksek nesebi yanı sıra üstün, temiz, güzel ahlakı ve erdemli vasıflarıyla bilmiyordu Hz. Hatice (R.A.). “Cahiliye döneminde bile (tahire-temiz) diye anılırdı. Kureyş kadınları içinde soyca en üstün, şerefçe en büyük, servetçe en zengin olanıydı. İşini çok iyi bilir ve sıkı tutardı. Akıllı, uyanık, içli ve ince düşünceliydi.”
Akıllı, bilgili, görgülü, medeni, donanımlı, dirayet sahibi olma, okuma-yazma bilme, Hz. Hatice’nin dikkat çeken özelliklerden birkaç tanesidir. Mekke’nin sert yaşam koşullarında bu bilgisi, sadakati ve örnek şahsiyetiyle bütün hanımlara örnek olmuştur. Hz.Hatice(R.A) Cahiliye Devri’nde de üstünlüğü kabul edilen bir kadında. Nitekim, Cahiliye Devri’nde bile “ Tahire” diye anılırdı.
Rasulullah(SAV), Hz.Hatice(R.A) ile mes’ud bir aile hayatı geçirmiştir. Peygamberlik hayatının en sıkıntılı dönemi, Hz.Hatice(R.A)ile olan beraberlik yıllarına rastlar. Rasulullah(SAV), kavmi tarafından reddedildiği, işkence ve hakaretlere maruz kaldığı Mekke Dönemi’nde Hz.Hatice (R.A) nin maddi ve manevi desteğine mazhar olmuş, en büyük teselliyi O’nunla teşkil ettiği huzurlu aile yuvasında bulmuştur. SAV’e ilk inanan, O’nun (sav) hiç unutamadığı ilk eşi, sevinci ve ilk ümmeti olan kişidir Hz.Hatice(RA).
Hz. Hatice, ticaretle uğraşan zengin, haysiyetli, şerefli bir kadındı. Ücretle tuttuğu adamlarla Şam’a ticaret kervanları düzenlerdi. Hz. Muhammed (SAV.)’in doğru sözlü, güzel ahlaklı ve son derece kendisine güvenilen bir insan olduğunu öğrenince, O’na ticaret ortaklıgı önerdi. Hz. Muhammed (SAV) Hz. Hatice’nin bu teklifini kabul etti. Hz. Hatice O’nun başkanlığında bir ticaret kervanını Şam’a gönderdi. Ayni zamanda kölesi Meysere’yi de O’nunla beraber gönderdi. Meysere, yolculuk sırasında Hz. Muhammed (SAV.)’de harikulade hallere şâhid oldu. Gittikleri yerde, Peygamberimiz (SAV.) satacaklarını sattı ve alacaklarını da aldı. Ondan sonra geri döndüler. Hz. Hatice bu ticaret kervanından çok memnun oldu. Daha önce gönderdiği ticaret kervanlarına nazaran, bu sefer daha fazla kâr elde etti. Hz. Peygamber (SAV.) hakkında Meysere’yi de dinleyince, O’na olan itimadı ve sevgisi daha da arttı. 
Evlenme Teklifi
Evlenme teklifinde bulunan bizzat Hz.Hatice(RA) idi. Bu teklifi Nefise bint-i Münye vasıtasıyla iletmiş ve bu durum şöyle gelişmiştir: “Muhammed(sav), Hz.Hatice(RA)’nin, Şam ticaretinden döndükten sonra, Hatice, kendisi ile evlenmek isteyip istemediğini anlamak ve yoklamak üzere beni Muhammed(SAV) ‘e gönderdi. Aramızda aşağıdaki şekilde bir görüşme gerçekleşti:”
– ‘Ey Muhammed! Seni, evlenmekten alıkoyan nedir?’ diye sordum.
– Elimde param yok. Ben nasıl evlenebilirim? dedi.
– Eğer, Sana, evlenme masrafı sağlanırsa da, sen, cemaale, mala, şerefe ve dengine davet olunsan, icabet etmez misin? diye sordum.
– Kim, bu kadın ? dedi.
– Hatice’dir. dedim
– Bu,sence, benim için, nasıl olabilir? dedi.
– Orası,bana düşen bir vazifedir! dedim
– O halde, ben de dediğimi yaparım. dedi.”
Hemen gidip durumu Hatice’ye bildirdim. Hz.Hatice(ra), Nefise Hatun vasıtası ile yaptığı yoklama neticesinde Efendimiz(sav), kendisi ile evlenmeye razı olacağını anlayınca O(as)’na: “Amcamın oğlu! Sen, akraba olduğun, kavminin arasında en faziletli, en emniyetli, en güzel huylu ve en doğru sözlü olduğun için, seninle evlenmeyi arzu ettim.”dedi.
Nikah törenlerinde, Hz.Hatice’nin amcası Amr b. Esed ve Rasulullah(SAV)’ın amcaları hazır bulundular. Hz.Hatice’ye (R.A) mehir olarak 12 ukiyye(1 ukiyye, kırk dirhemdir.) ve bir Neşş altın(1 Neşş, yarım ukiyye, yani 20 dirhemdi.) verildi. 20 genç ve yiğit deve verilmesi taahhüd edildiği de rivayet edilir.
Peygamberimiz(SAV), evlendiğinde 25 yaşında, Hz.Hatice(RA) ise 40 yaşındaydı. Pegamberimiz(SAV), bir veya iki deve kesip halka yemek yedirmiştir. Bu ziyafet, O’nun(SAV) verdiği ilk Velime ziyafeti idi.
On beş yıl mutlu bir evlilik geçirdiler. El-Kasım, Abdullah, Rukiyye, Zeynep, Ümmü Gülsüm ve Fatıma isimli çocukları oldu. Kasım küçükken vefat etti.
Hz. Muhammed(SAV) efendimize peygamberlik verilmesi
Peygamberimiz(sav) 40 yaşlarına gelince halinde değişmeler başladı. Yalnız kalmak kendisine(as) sevdirildi. Bir süre sonra aydınlık gibi açık olan rüyalar görmeye başladı. Ramazan ayının on yedisinde, pazartesi günü, Hira Mağarası’nda, seher vakti, uyanık bulunduğu sırada, Peygamberimiz’e(SAV) Hakk’ın emri geldi. Peygamberimiz(SAV), yüce Allah(CC) tarafından, Cebrail(AS)’ın getirip tebliğ ettiği Risalet vazifesini kabul ederek evine döndü. Yüreği titreyerek eve gelip Hz.Hatice(R.A)’nin yanına girdi. “Beni sarıp örtünüz! Beni sarıp örtünüz!”buyurdu. Korkusu, titremesi gidinceye kadar vücudunu sarıp örttüler. İman Zuhri’nin bildirdiğine göre:Peygamberimiz(sav), Hz.Hatice’ye ‘uykuda rüyada görüp de, sana söylemiş, anlatmış, olduğum şeyi Rabbim, bana, Cebrail(AS)’ı göndererek açıkladı!’ buyurup Yüce Allah(cc) tarafından gelenleri ve Cebrail(as)’dan işittiklerini haber verdi ve aralarında şu şekilde bir konuşma geçti:
– Peygamberimiz(as):“Doğrusu, kendin kendim hakkında korkmuştum.”dedi.
– Hz.Hatice(ra): “Öyle söyleme! Vallahi Allah(CC), seni, hiçbir zaman utandırmaz, üzüntüye düşürmez: Çünkü, sen, akrabanı gözüp gözetirsin,işini, görmekten aciz olanların yükünü taşırsın, yoksula verir, hiç kimsenin kazandıramayacağını kazandırırsın, konuğu ağırlarsın,hak yolunda karşılaştıkları musibet ve felaket halinde halka yardım edersin, sözü, doğru söylersin, emaneti yerine verirsin, güzel huylusun da.”dedi.
Bu teselli sözleri bütün hanımlara örnek teşkil etmekle birlikte Hz.Hatice’nin(R.A) ne denli akıllı ve dirayetli olduğuna da işarettir. Cebrail’in (AS) Efendimiz(SAV)’e görünmesi, insanları hidayete davet etmesi şeklinde gelen ilk ilahi vahye ve hatta Peygamberimiz’in anlattığı bütün şeylere ilk inanan kimse O’dur; ilk müslümandır, ilk vahiyler sırasında Muhammed(as)’ı heyecan ve endişelerinde teskin eden de O’dur. Kadın olsun, erkek olsun, evinde hizmet eden kölelerine de İslam’ı anlatmaktan geri durmamıştır.
Hz. Hatice, Rasûlullah (SAV)’e (Allah kendisini Peygamberlikle sereflendirdigi zaman) teskin etmek için; “ey amca oglu, beni melek geldiği zaman haberdar edebilir misin?” diye sordu. Resûlullah (SAV.); “evet” cevabini verdi. Bir gün Hatice’nin yanında iken, ona Cibril geldi ve; “Ey Hatice! Iste bu Cibril’dir, bana geldi” dedi. Hatice “Şu anda onu görüyor musun?” diye sordu. “Evet” karşılığını verdi. Hatice bu kez sag tarafına oturmasını söyledi. Rasûlullah (SAV.) Hatice’nin sag tarafına oturdu. Hz. Hatice; “Şimdi görüyor musun” sorusunu tekrarladı  Rasûlullah (SAV.) yine olumlu cevap verince, Hz. Hatice örtüsünü çıkarıp atti.  “Onu, simdi görüyor musun?” diye tekrar sordu. Rasûlullah (SAV.) bu kez “hayır” cevabini yerince, Hz. Hatice; “Bu şeytan değil; bu kesinlikle melek, ey amca oğlu! Sebat et, seni müjdelerim” dedi.
 Hz. Hatice(R.A), Allah’in selâmına ve Rasûlullah (s.a.s.)’in övgüsüne nâil olacak derecede faziletli ve şerefli bir kadındı. O, imanda, sabirda, iffette, güzel ahlâkta, kısacasi her yönü ile örnek olan bir anneydi. Rasûlullah (SAV.); “hristiyan kadınlarının en hayırlısı Imrân’in kızı Meryem, müslüman kadınlarının en hayırlısı ise. Hüveylid’in kizi Hatice’dir” buyurdu. Bu konudaki diğer bir hadisinin meali söyledir: ” Dünya ve âhirette değerli dört kadın vardır. Imran’in kızı Meryem; Firavun’un karisi Asiye, Hüveylid’in kizi Hatice ve Muhammed (SAV.)’in kızı Fâtıma” (Ibn Ishak, a.g.e. s. 228).
Resûlullah Efendimiz Hira’ya devam ettiği sıralarda Hz. Hatice Validemiz de ona yiyecek taşırdı.Bu sırada bir gün Cebrâil (AS.) gelerek, “Yâ Resûlallah! İşte şu uzaktan sana doğru gelen Hatice’dir. Yanında içinde yemek bulunan bir kab var. Yanına geldiği zaman, ona Rabbinden ve benden selâm söyle! Cennette inciden yapılmış bir sarayın kendisine verileceğini müjdele ki, onun içinde ne gürültü patırtı vardır, ne de çalışmak çabalamak” dedi.”
Rasûlullah (SAV.): “Ya Hatice, bu Cebrâil’dir, sana Allah’tan selam getirdi” deyince, Hz. Hatice, Allah’in selamını büyük bir memnuniyetle kabul etti ve Cebrâil’e de iade-i selâmda bulundu.
Allah’in rizasını, yuvasının mutlulugunu, dünya ve âhiretin huzur ve saadetini düşünen bütün anneler için en güzel örneği teşkil eden Hz. Hatice (R.A), nübüvvetin onuncu yılında, Ramazan ayında vefât etti ve Mekke’deki Hacun kabristanına defn edildi.
Vefatından sonra

Bazen Hz. Ayşe(R.A) bu kadar çok “Hatice!..” denmesine burulur. Hz. Muhammed’e(SAV) gönül koyacak gibi olur: “ALLAH, sana Hatice’den sonra, daha gencini, daha güzelini ve daha hayırlısını nasip etmedi mi?” der. Kastettiği kendisidir. Fakat Hz.Hatice’nin, O’nun kalbinde bıraktığı boşluk öylesine doldurulması imkânsız cinsindendir ki, O, Hz. Ayşe’nin kalbini kırma pahasına da olsa: “Hayır! ALLAH’a yemin olsun ki, Hadice’den sonra, Hadice’den daha hayırlısı olmadı.” diye cevaplar.

Hatice’nin kız kardeşi Hale’nin sesini duyunca heyecanlanır. O ses Hatice’nin sesine çok benzemektedir. Belki bir anlığına boş bulunur… Hatice geldi zanneder…

Hadice niçin bu kadar eşsizdir? Yirmi iki yıllık eştir… İslam geleli beri kim bilir kaç defa, karşılaştığı inkârın, uğradığı hakaretlerin, yüzüne savrulan tokatların, tükürüklerin sızısı, o Hatice’nin bağrında teselli bulmuştur. Kim bilir kaç defa Hz. Muhammed’in hıçkıran o mübarek başı, o Hatice tarafından öpülüp koklanmış, okşanıp teselli edilmiştir.

Yine Hz. Hatice(ra) annemizin vefatından sonra; Eline aldığı kuru bir hurma dalına dayanarak Resûlüllah’ın(SAV) kapısına kadar gelmiş olan yaşlı bir kadın, içeri girmek arzusunu izhar etmesi üzerine;


– Yâ Resûlâllah, kim olduğunu bilmediğimiz bir ihtiyare kadın, zâtınızı görmek istiyor,” dediler.
Resûl-i Ekrem Hazretleri:
– Müsaade edin, gelsin,” buyurdular.
İhtiyarlıktan âdeta rükû eder halde duran kadın, hurma dalından edindiği asâsına dayana dayana Resûlüllah’ın kapısından içeri girdi, bir-iki adım ilerledikten sonra, kendisini tanıyan Resûlüllah hemen ayağa kalktılar; altlarındaki içi hurma lifi dolu minderlerini göstererek oturmasını istediler.
Resûlüllah’ın bu kadına gösterdiği hürmet ve alâka, orada hazır bulunan Hazret-i Ömer’in dikkatini çekti; hattâ kim olduğunu merak ettiği bu ihtiyareye gösterilen bu ikramı, biraz da fazla gibi bulduğu içindir ki, ihtiyare kalkıp gittikten sonra: – Yâ Resûlâllah, bu kadın kimdi ki, kendisine ayağa kalkacak kadar hürmet ettiniz, minderinizi verecek kadar alâka gösteriniz?” dedi.
Resûlüllah’ın cevabı tek cümleden ibaretti:
– Bu kadın, bizim Hatîce’nin dostlarındandı!”
Burada aklımıza şöyle bir sual geliyor:
– Resûlüllah Hazretleri, senelerce evvel vefat etmiş olan Hatice Validemize, neden bu kadar alâkâ duyuyordu ki, O’nun dostlarına bile ayağa kalkıyor, minderlerini vermek kadirşinâslığında bulunuyorlardı? Hatîce Validemizin kendisini bu derece sevdiren hususiyeti ne idi?
Bu sualin cevabını da, Hazret-i Âişe Validemizin hazır bulunduğu bir mecliste cereyan eden şu hatırada bulmak mümkündür. Fahr-i Kâinat Efendimiz, bir aile sohbetinde, Hazret-i Hatîce Validemizi uzun uzun yâdetmiş; bazı hatıraları yeniden anlatarak, geçmiş günlerini dile getirmişti.
Hazret-i Âişe Validemiz:
– Yâ Resûlâllah, senelerce evvel ölüp gitmiş olan bir yaşlı kadını, bu kadar hatırlayıp yâdetmekte ne fayda var? Allahü Zülcelâl, size, O’ndan daha genç ve güzelini ihsan etmiş; ağzında dişi bile kalmamış bir ihtiyare yerine daha gencini vermiştir,” dedi. Âişe Validemizin bu sözlerine karşı Resûlüllah Hazretleri’nin, Hz. Hatîce Validemizi niçin unutmadığını bildiren şu cevaplarını, dikkat ve ibretle okumaktayız:
– Yâ Âişe! Seneler geçtiği halde Hatîce’yi unutmayışım, O’nun dış güzelliğinden değildir.
Herkes beni red ve inkâr ettiği zaman, Hatîce bana inandı ve tasdik etti.
Etrafımdakiler bana, yalancısın, dediği zaman; Hatîce bana, doğru söylüyorsun, asla çekinme, dedi.
İnsanlar benden bir pulu esirgediği zaman, Hatîce, bütün servetini önüme sürerek bunların hepsi emrindedir, istediğin kadar harcayabilirsin, dedi.
Dünyada yalnız kaldığım günlerde, Hatîce, benden asla geri kalmadı; bunların hepsi geçicidir, üzülme, ileride bu güçlükleri kolaylıklar takip edecektir, dedi.
İşte ben, Hatîce’yi, bu fedakârlıkları için unutmuyorum!”
Hz. Hatîce’yi seneler geçtiği halde unutturmayan meziyetleri, Resûlüllah nezdinde, kadın arkadaşına oturduğu minderini verdirecek kadar kazanmış olduğu itibar ve kıymeti; hanımların dikkatlerini çekmelidir.
Mü’mine hanımlar, İslâm dâvası uğrunda fedakârca çalışan kocalarına engel olmamalı. Hatîce annemiz gibi, bütün kuvvet ve imkânlarıyla dâva uğrunda çalışan beylerini takviye ile yardımcı olmalıdırlar.
  Tarık Onur Karabulut

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla